Mide kelepçesi tekniği	Ahmet Bey, Bodrum’un ünlü modern bedesteni Oasis Çarşısı’nda lokanta işletir.. Müşterisine, çok güzel ev yemeklerinden başka kebaplar, tandırlar sunar..

Ayrıca lokanta içindeki küçük fırında lahmacundan etli pideye kadar her türlü “hamur zararlısı” pişirilir..

Lezzet düşkünleri buraya bir alıştı mı bir daha kolay kolay başka yerden yemek yemezler..

***

Ahmet Bey’in problemi lokantaya gelen müşterilerin hepsinden fazla yemek yemesi.. Zaman zaman turizm mevsimine bağlı olarak lokanta ancak üçte bir oranında dolu oluyor..

O zaman da Ahmet Bey’in yemek tüketimi, lokantanın mevcut müşterisinin toplamını aşıyor..

“Günde yarım kilo alıyordum..” diye anlatıyor..

Tartı canavarı..

Yüz otuz kiloyu geçtikten sonra sokakta gelene geçene “Tartalım abi..” diye seslenen çocuklar Ahmet Bey’i görünce belediye zabıtasını görmüş gibi kaçmaya başlamışlar..

Haklılar..

Elli kuruş almak için Ahmet Bey’i mendil kadar tartı aletine bir çıkardılar mı sermaye elden gidecek..

Bir de eczanelerin boy da ölçen topuzlu terazisi var ama what fayda? Eczacıların tartıyı alıp kaçacak halleri yok..

Ahmet Bey çarşının ucundan gözüktü mü “Kapalıyız, bir saat sonra geleceğim” tabelasını asıp tezgâhın arkasına kaçmak tek çözüm..

Bir tek Bodrum’un odununu, kömürünü satan ardiyecilerin korkusu yok Ahmet Bey’den..

O da gözüne birini kestirmiş.. İki günde bir gidip beş yüz kilo kapasiteli kantara korkusuzca çıkıyormuş.. Her gidişinde kantarın topuzu biraz daha sola kayar olmuş..

Dedik ya artış hızı günde yarım kilo.. İki günü hesaplarsan bir kilo..

***

Ahmet Bey öyle korkulacak kadar iri değil.. Bir seksenin üzerinde boyu var.. Uzun saçları arkadan bağlı, oldukça yakışıklı üstelik sevimli bir adam..

Kantardaki kilosu yüz elliyi geçince o da kendisinden kaçan seyyar tartıcılara içinden hak vermiş.. Doğruca Dr. Muzaffer Kuşhan’ın yolunu tutmuş..

Sonuç iyi.. On beş günde sekiz kilo.. Ondan sonrası kötü.. O sekiz kilonun geri dönüşü on gün..

Mide kelepçesi

Tıp, yani doktor hastadan bunaldı mı radikal çare düşünür.. En radikali hastayı öldürüp kurtulmaktır.. Lakin bunlar Zeus’un resmine el basıp “Hipokrat Yemini” ettiklerinden bu yola gitmezler..

Nitekim Ahmet Bey meselesinde de böyle olmuş.. “Senin midene kelepçe takacağız..” demişler..

“Madem kör nefsini tutamıyorsun biz de içeriye giriş çıkışı engelleriz..”

Nasıl olacak? Endoskopi ile.. Yani? Karnına dışardan bir hortumla gireceğiz.. Ucundaki kamera sayesinde içeriyi göreceğiz.. İşlemi yapıp çıkacağız..

“Tamam!”

Ahmet Bey’in midesinin olduğu yere bir şey girsin de isterse bu hortum olsun.. İtiraz etmez..

Yatırmışlar sırt üstü.. Bu endoskopi tekniği uygulanırken hastanın karın boşluğuna gaz veriliyor.. Karnı cami kubbesi gibi şişirildikten sonra içeri girilip çalışılıyor..

Ahmet Bey’e gaz vermeye gerek olmamış.. Çünkü göbeği hilkatten cami kubbesi gibi.. İlla ki benzetmek gerekirse Selimiye Camii’nin kubbesi olabilir.. İkisinde de taşıyıcı sütun veya kolon yok.. Heybet olarak da aynı..

***

İşlem tamamlanmış, hortum karından içeri girmiş.. Karın boşluğunun imar plânı yapmaya müsait genişliği yüzünden sonuç alınamamış..

O mide, bisiklet pompasının hortumu kadar ince bir nesneyle zapt olmaz ki..

Bundan sonraki çare bir öncekinden daha radikal.. Hortum işe yaramadı ameliyatı deneyeceğiz..

Öyle de yapmışlar.. Karnını otuzluk bir fermuar takılacak kadar kesip mideye ulaşmışlar ve mide ağzına kelepçeyi vurmuşlar..

5 ayda 10 kilo..

Sonuç başarılı.. Ahmet Bey “Beş ayda on kilo verdim..” diyor.. “İki çatal pilav yiyorum, tıkanıyorum..”

Bunları bana Şirince dönüşü Bodrum’a geldiğimde Oasis’e hazır yemek almak için gittiğimde anlattı..

Önce tandır tezgâhının başında konuşmaya başladık.. Kibrit büyüklüğündeki bir eti ağzına attı.. Sonra benim de ağzıma zorla et tıktı..

“Gel paket hazırlanırken şurada oturalım..” dedi..

Kaçamazsın.. Tek başına yemek yiyen bir müşterisinin masasına götürdü, oturttu.. Müşteriyle tanıştık.. Galatasaray’ın eski futbolcularından Ahmet çıkmasın mı?

Hani Gökmen’li, Çilli Mehmet’li takımdan.. Çok seyretmiştim.. Çok iyi futbolcuydu..

***

Nasıl oldu anlamadım bile.. Masaya önce bir tabak karides geldi.. Ardından bir tabak iri yeşil zeytin.. Bir tabak da pastırma..

Elini kolunu tutmasam oğlunun taşıdığı tepside ne varsa masaya yığacak.. Hepi topu on dakikalık bir beklemenin karşılığı kurulan ayaküstü sofrası bu..

Cevabım yok..

Ben yemem diye direttikçe “Yahu iki dilim pastırmadan ne olur?” diye bastırıyor..

Pastırma dilimi dediği yarım parmak kalınlığında kesilmiş.. Midede kelepçe olmasa pastırmanın bir kolunu ısıra ısıra götürecek..

Birer kadeh de rakı koydu..

Bir lokma kendine gidiyorsa öbür lokma benim ağzıma tıkılıyor.. Daha rakının ikinci yudumunda tabaklar boşaldı.. Masaya yeni meze koydurmuyorum ya!

Bu sefer de tabağın dibinde kalan yağa ekmek şamandırası yapmayı başladı.. İyice beslendik..

***

Zayıflamaya azimli Ahmet Bey’le geçirdiğim on beş dakika benim “mideye kelepçe takma” yöntemine olan güvenimi yerle bir etti..

Demek ki bu iş de adamına göre değişiyor.. Ahmet kardeşim kadar iştahlıysan kelepçe vurulmuş bir midenin ıslah olma imkânı yok..

Ya mideyi tamamen kapatıp damardan serumla besleneceksin veya bildiğin gibi yaşayacaksın..

Burası tamam da.. Dünden beri aklım “mide kelepçesinin nasıl etkisiz hale geldiği?” sorusuna takılı.. Nasıl başardı acaba?

KAYNAK: VATAN Selahattin Duman (29.04.2006)

Konu ile ilgili olarak detaylı Bilgi için Lütfen Tıklayınız…    Op Dr Murat Üstün

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here